KIRMIZI

 

son entryleri

1. hayatın boş olduğunu düşünebilecek kadar boş olmak

1.

"hayat boş pompala coş"

14 yaşında kardeşimin msn iletisinde bunu gördüğüm gün hayatın boş olduğu iddiasına gıcık kaptığım gündür.

-bu ne lan nasıl ileti bu?
+ne? ne güzel işte aq.
ensylmz ismini pompa olarak değiştirdi.

hayat, yaşam vs her neyse. beş duyuyla algılıyor, yazıyor, okuyor yorumluyorsun. istiyor bazılarını elde ediyor çoğunun yanına bile yaklaşamıyorken bazen hayallerinin kenarından bile geçmeyen yerlerde oluyorsun. oluyorsun çünkü aynı anda nefes aldığın bir kaç milyar "düşündüğü üzerine düşünebilen" varlık ile birlikte yaratıyorsun bu kaotizmi.

hayatın en seçkin özelliğinin önceden kestirilemez oluşu olduğunu düşünürsek, şu anda bu yazıyı okuyorken aklından geçenler ve beyninin içinde çakan kıvılcımlarda yanıp sönen gelecek, çoğu gerçekleşmeyecek olan umutlar bütünüdür şimdilik. buradan sonra denklemin sonucunun hayal kırıklıkları ve küskünlükler ile sonuçlanacağı tahmininde bulunmak mantığa en yakınıyken bu karamsarlığı aslında pek çok insanın paylaşmadığını görürsün. mutluluk ani ve kısa süreliyken insan nasıl olurda hayatın içinde olma gücünü her an be an buluyordur?

“insanoğlunu sonsuz bir uçurum üstüne ayağını koyacak kadar orada yaşamaya mahkum edin; yağmur altında, karda kışta, o acı içinde, açlıkta yoklukta yaşar da ölmeye razı olmaz, yaşamını sürdürmekte direnir”*

bir kısmımız ertelenen hayallere son nefese kadar yenisi eklemekle meşgul oluruz. bir kısmımız ki ilk kısımda buna dahildir, bulunduğu ortam koşulları ne kadar iğrenç olursa olsun kanıksar çünkü nefes almalıdır. insanların şimdi git gide büyüyen bir kısmı binlerce yıl dogmalarla ezilirken -ki hala ezilirler- şimdilerde hayatın bir anlamı olmadığını dillendirirler. her yerde rastlarsın. hayatın boş ve saçma olduğu konusunda, yüzyıl başından beri alevlenen varoluşçu felsefenin beslendiği dogmaların yıkılışıyla, artık ivmesi çılgın boyutlara uzanan küreselleşmenin getirdiği bütünleşik ayrıklık nüfus ve sosyokültürel tabakaların tümüne sızmış durumdadır artık.

insan, ne ise o olmayı reddeden tek yaratıktır.*

kaotik, yer yer felsefi sayılacak bir durumu böyle iğrenç irdelemeye çalışmanın hayatın boş olduğuna inanıp yaşadıkları her anı manasızlık ile dolduran insanlardan daha manasız olduğunu görür gibi olunca "bütün bu verilerin ışığında..." diye başlayan bir cümlenin gerisini durup sildim. dünyada her şeyin her an yok olmakta olduğu gerçeğini ergenlikten kalma yandan yemiş bir varoluşçuluk havasıyla yorumlayıp yaşanılan anda insanlara rol yapmak zorunda olanlara laf anlatmak zor geldi sanırım.

KIRMIZI   20 temmuz 2009 15.48 ~ 20 temmuz 2009 17.14
#460130

2. insan maymundan gelir

3.

#49739
bilim söylemekten bıktı bazıları sallamaktan bıkmadı.

KIRMIZI   17 temmuz 2009 13.25
#456794

3. fokurdayan yazarlar

59.

toplam 1 yazar

kırmızı
zırva yok

KIRMIZI   13 temmuz 2009 08.02 ~ 13 temmuz 2009 08.02
#452916

4. kreutzer sonat

8.

doğum günü kutlu olasıca hatun.*

KIRMIZI   06 temmuz 2009 17.35 ~ 06 temmuz 2009 17.42
#447455

5. liquify

5.

bu gün yeni yaşını kutlayan yazar.

aynı annelerin karnını paylaşmasak ta kardeşim olan adam.
eve kapandığım ve şimdilerde "mecburiyetten" medeniyete döndüğüm süreler boyunca fiziken ve zihnen yanımda buldum bu herifi.
her saniyenin hesabı tutulan anlar boyunca her saat tıkırtısını kulak alıştı diye duymasam da hissederken, kırmızımsı scooter'ıyla kapıda belirdi. daha ilk şoklarda acıdan kafayı kaldıramazken düşündüğümüz şeyi yapıp, marmara'nın o sıralar çelik gibi olan sularına birlikte bıraktık kendimizi.
evden çıkmak için tek bahanem olan scooter gezilerinde uçurum kenarlarına, bazen terk edilmiş askeri üslere bağıra bağıra şarkı söyleyip giderken "bulantı"lardan zihnimi tek kurtaran bu gezintiler olmuştu.
aslında son haftalarda ki psikolog tavrı bir yana hadi gidelim diyince hiç hesapta yokken şehirler arası otobüslerde bile bulmuştuk kendimizi -ki henüz o deli melankoli işgalcilerini de yollamamıştı. yorgunluktan ölsekte, sabaha karşı boş otogarlara geri gelişler hala zihnimde deli gibi eğlendiğimiz zamanları yankılıyor.
son olarak bu herife kelime anlamıyla can borçluyum. son hızla yokuş aşağı inerken uçurum dibinden, eğer o durduğu yerde olup ben inerken boşluktan önceki son adımda elini uzatmasaydı eşşek cennetine yatay geçiş yapacaktım yuvarlana yuvarlana.*

hafta başı doğum günümle başlayıp bu gün doğum günüyle biten kutlu doğum haftasının sonuna gelmiş bulunmaktayız. yayında ve yapımda...

KIRMIZI   20 haziran 2009 11.57
#432373

6. kırmızı

91.

"uykusuz, rüyasız, bana gelince hayat neden masalsız..."

aklının cehenneminde bir kaç küçük narin elin parmakları kadar sayabildiği geceler ve güneşin sadece batmak için doğduğu günler boyunca kendini işi bırakıp evine tıkayan.

tadı tuzu onu terk etti. -ki hayatına daha fazla manasızlık zerk etsin...

kafasının içindeki seslerin onu daha da yoracağını bildiği halde işini de bırakıp eve çekildi. içindeki yalnızlığı, içinde çoğu zaman tek sesin saatin ritmik tıkırtısı ve florasının belli belirsiz vızıltısı olduğu evinde dışındaki yalnızlığıyla taçlandırıyor.

delik deşik uykularından sıçrayarak uyanıyor. hatıraların bir anlığına uzakta olduğu uyku ile uyanık arası anında derin nefeslerle anlamaya çalışıyor. gözleri henüz karanlığa alışıp alemin renklerini aklına sermeden hemen önce yanında uyuduğunu düşünüyor kadınının. nefesini duymak istiyor. sanki bir anlığına her şey "eskisi" gibi. sonra bulunduğu an'a yığılıyor gerçek... şekilsiz, koyu, damarlarda süzülen cam kırıkları gibi de sert bazen... karanlıkta evinde dolaşıyor. gün doğumlarının anlamsızlaştığını görüp üzülüyor biraz. üzülecek bir tek o kalmış gibi...

akşamüstleri marmara’nın serin sularında nefesini kesiyor bazen. bazen de karşıdaki adaların gözüktüğü fenerin dibine kadar koşuyor. yüksek uçurumun dibinde ciğerleri patlayacak kadar acırken orada neredeyse her daim esen rüzgar yaşadığını hala hayatta olduğunu hatırlatıyor. kafasının içindeki sesler biraz yavaşlıyor rüzgar uğuldarken...

kalem, kağıt, pencerede; uzakta fenerin her beş saniyede bir çakan ışığı...

hoşça kalın.

KIRMIZI   29 mayıs 2009 19.19 ~ 18 haziran 2009 17.09
#414210

7. kardeşin ölmesi

11.

uyanmamam gerekirdi.

annemin lavaboda öğürdüğünü duymuştum. birkaç gün önce söylemişti annem. bir kardeşim olmasını ister miydim? neden istemeyeyim ki? beş yaşındaydım ve bazı arkadaşlarımın kardeşleri vardı. beraber oynayabilirdik onunla. ama kız olursa belki benimle oynamazdı.
yatakta öylece duruyordum hava karanlık gibiydi, yağmur sesi güzeldi. annem banyodan çıkıp televizyonu açtı. bu adamı biliyordum. hava henüz karanlıkken ninja kaplumbağalar çıkıyordu ondan hemen sonrada bu adam. haberler... sevmezdim. yeteri kadar renkli değildi.
adam anlatıyordu. arada başka bir kadın sesi. kadının yüzü görünmezdi. görüntüler, ağaçlar, insanlar, yanan arabalar geçerdi kadın anlatırdı.
kadın yine anlatıyordu. annemin hıçkırdığını duydum. inip yataktan salona yürüdüm. ışık kapalı perdeler sonuna kadar açık ama içerisi ancak televizyonun ışığıyla aydınlanıyordu. annem ayağa kalkmış salonun ortasında ellerini ağzına götürmüş hıçkırarak kocaman açılmış gözlerinden akan yaşlarla televizyona bakıyordu. bende baktım. sadece bir sahilde karaya vuran dalgaları gösteriyordu. sonra başka bir sahil. yine kocaman dalgalar. "zonguldak limanından ayrılıp trabzon'a gitmekteyken sinop açıklarında batan geminin mürettebatının tamamının kayıp olduğu..."

"anne?"

yaşlarla ıslanmış yüzünü bana çevirdiğini öyle net hatırlıyorum ki...
bir elini karnına dayayıp şaşkınla ayaklarına doğru bir yerlere baktığını da...
"koş merdivenlerden..." yüzü şaşkınlıktan acıya dönmeye başlamıştı "koş babaannenlere seslen..." tam dönecektim ki annem bana doğru bir adım atıyor sandım. acıyla sendelemişti aslında. düşecekti birazdan. parlak mavi geceliğinde biraz öne doğru eğilip tekrar dikilince bir renk peydah oldu. siyah sandım.

"anne? "

dizlerinin olduğu yerdeydi lekeler. sonra topuklarında gördüm. bir an sonra koşarak kapıdan çıkıp babaannemlere seslenmiştim. içeri tekrar girdiğimde gürültüler. annemi götürdüler. beni de komşumuz aldı.
halıya baktım kocaman lekeler.

kırmızı.

ışığı yakmıştı birisi o kargaşada. ne kadar gördüm bilmiyorum.
aslında uzun uzun baktığım halıyı tam hatırlamıyorum hala.
kapıdan çıkıp beni götürürken, sonraki birkaç günde babam gelip hastanede kapıları yumruklarken, o kazayı onların değil birkaç mil ötedeki geminin yaptığını ,onların "burnunun bile kanamadığını" anlatırken, aklımda yıllar sonra tekrar tekrar hatırlamaya başlayıp sonraları pek çok kez geceleri bana dar eden kırmızı vardı. bazı geceler bunun kafamda kurduğum bir şey olduğunu düşünür rahat ederdim büyürken. sonra biri o günle ilgili bir şey söyler ve kafamda kurduğumu düşünmek isteyeceğim bir sonraki geceye kadar beni kırmızı'yla ilk tanışmamızı hatırlatırdı.

sonra hiç ayrılmadık.

KIRMIZI   29 mayıs 2009 19.16
#414208

8. zaman makinesi

1.

bilimkurgu sinemasının vazgeçilmez öğesidir zaman makinesi, zamanda yolculuk kavramı. adamımız makinesine atlar zınk geçmişe hooop geleceğe. bizimde hayal gücümüz şenlenir tabii.

şimdi biri bundan iki yüzyıl önce insoğlunun saatte 800 km hızla ve otuzbin feet'te yolculuk yapacağını söyleseydi cadı diye yakarlardı zavallıyı. insanın fikirsel ve teknolojik evrimi 2 4 8 16 32 64 128 256 misalı deli gibi gibi katlanıyor. milyon yıl yaya kaldık sonra binlerce yıl at koşturduk sonra birden uçtuk hemen sonra kıtaları geçtik çoğa varmadı atmosfer dışına araç hatta insan yolladık.

zaman makinesinin icadına hala bilimsel olarak imkansız gözüyle bakılıyor. işin içine termodinamikten yani kütlenin korumundan başlamak suretiyle e=mc² kareye kadar alt edilmesi gereken zilyon bilimsel değer çıkıyor.

şimdi esas belirtmek istediğim konuya gelelim. mesela geleceğe dönüş serisinde adam arabasına atlıyor tarihi yazıyor o tarihe doğru buhar oluyor. fakat bacak kadar çocuktum aklıma gelirdi hala geliyor. biz uzayda bi noktadayız. fakat sadece o an o noktadayız. yani açmak gerekirse; dünyadayız ve dünya kendi etrafında dönüyor, güneşin etrafında dönüyor, güneş sistemi hem kendi etrafında dönüyor hemde samanyolu galaksisinin içinde hareket ediyor ve samanyoluda aynı şekilde hem kendi etrafında dönüyor hemde galaksiler arası boşlukta hareket ediyor, evren ışık hızıyla genişlemeye devam ediyor vs.. yani siz bu entryi okumaya başladığınızdan beri uzayda ebesinin hörekesi bi alanda hareket ettiniz. şimdi; arabaya atlayın tarihi yazın ve zaman içerisinde 10 dakika kadar geri ya da ileri gidin bakalım. dünyayı görebilecek misiniz?

öyle ya da böyle zaman makinesi bir gün icad edilebilir gibi bir cümle kuracaktım fakat yazmaya başladığım anda saçmalığının farkına vardım zaman makinesi icad edilmişse biz bunu zaten bilemeyiz adam gidip geçmişi değiştirmişse biz zaten o değiştirilmiş geçmişi yaşıyoruz demektir. of ne işimiz var geçmişte zaten zaman içerisinde dünya zamanı ile 24 yıldır yolculuk yapıyorum kendi bedenimi kullanarak. hiçte bir halta benzemiyor yani bu zamanda yolculuk işi.

KIRMIZI   12 mayıs 2009 22.00 ~ 28 ağustos 2010 03.56
#397583

9. sikmetre

2.

[bkz: kapat kapat çok yazmasın]

KIRMIZI   11 mayıs 2009 15.48
#396348

10. zaman makinası

2.

[bkz: zaman makinesi]

KIRMIZI   11 mayıs 2009 12.37
#396219